KÂBİLLER BİTMEDİ
Değerli okurlarım,
Kābil Hz. Âdem ile Havvâ’nın ilk, Hâbil ise ikinci oğludur. Hâbil koyun çobanı, Kābil ise çiftçi olmuştu. Bir müddet sonra Kābil toprağın mahsulünden en kötü buğdayları, Hâbil ise koyun sürüsünde en iyi koyununu Allah'a kurban olarak sunmuştur. Allah, Habil'in ihlaslı kurbanını kabul etmiş fakat Kâbil'in çürük yeyilmeyen buğdaylarını kabul etmemiştir. Allah tarafından Kâbil'in hediyesini kabul etmemesi üzerine içine kıskançlık ve öfke düşmüş, kin dolu nefsine uyarak kardeşini öldürmüştür. Kâbil, kardeşini öldürdükten sonra cesetle ne yapacağını bilememiş, Allah'ın gönderdiği bir karganın yeri eşeleyip başka bir kargayı gömmesini izleyerek kardeşini gömmeyi öğrenmiştir. Bu ölüm yeryüzünde işlenen ilk insan cinayetidir.
Bir başka hadiste şöyle anlatılır. Kâbil her yıl toprağa serptiği buğday tohumunda bir türlü verimli bir ürün alamazdı. Kâbil ise çobanlık yaptığı koyun sürüsünde bol yağ, süt alırdı. Bunun yanında her koyun çift çift yavru yapardı. Habil'in yaptığı işi yolunda gidiyordu. Koyun sürüsünde iyi verim aldığını gören Kâbil, Habil' den nefret etmeye başlar. Kardeşi olan Habil'e duyduğu bu nefret kine dönüşür ve öldürür.
Yazıma başlarken neden Kâbil ile Habil kardeşlerden bahsettim?
Çünkü halen yedi bin yıl öncesi cahiliye dönemini yaşıyoruz. Halen toprak için birbirine kin ve nefret ile bakan kardeşler var. Ne yazık ki bir Mayıs'ta arazi anlaşmamazlığından dolayı üç kardeşin yaptığı tartışma sonucu kardeşlerden biri evde aldığı silahla diğer iki kardeşini vurup öldürdü. Vakıf malı olan araziler için birbirini yok eden kardeşler. İki kardeş yeraltındaki toprağa gömülürken vuran kardeşte yeryüzünde demir parmaklıklar arasında bir ömür çürütecek. Yine kan ve gözyaşı... Peki değdi mi? Burada kim kazandı? Yine toprak kazandı, yerinde kaldı. Ne yazık ki ölen ve yaşamı boyunca ömrünü dört duvar arasında geçirecek gençlere oldu. Yine ateş düştüğü yeri yaktı. Geride kalan aileleri yandı kül oldu.
Cahiliye dönemi diyorum çünkü halen kardeş kardeşi miras için öldürüyor ve öldürdü. Peki 23 yılda tamamlanan ve Müslümanların kendine rehber edeceği Kur'an-ı Kerim'i yaklaşık bin dört yüz ön altı yıldır varlığını neden görmezden geliyoruz? Neden kendimize rehber etmiyoruz? Kuran'da anlatılan ayetlerin tümü yeryüzünde yaşadığımız sürece insanca yaşamamız için anlatılmıyor mu? Evet Kuran'da geçen tüm ayetler hak-hukuk ve adalet üzerinedir.
Maide Süresi'nin otuz ikinci ayeti şöyle der:
"İşte bundan dolayı İsrâiloğulları için şu hükmü koyduk: “Bir cana kıymanın veya yeryüzünde bozgunculuk çıkarmanın cezası olmaksızın kim bir kimseyi öldürürse sanki bütün insanları öldürmüş gibi olur. Kim de bir canı kurtarırsa sanki bütün insanların hayatını kurtarmış gibi olur.” Şüphesiz peygamberlerimiz onlara apaçık deliller, mûcizeler getirdiler. Ne var ki, bütün bunlardan sonra onların pek çoğu hâlâ yeryüzünde taşkınlık yapıp durmaktadırlar.
Hucurât Süresi'nin onuncu ayeti'de şöyle der: "Kardeşlerimizin arasını düzeltin ve Allah'a gönülden saygı besleyip O' na karşı gelmekten sakının ki O' nun rahmetine erişesiniz."
Halen bir ders almaz mı insanoğlu? Neden yeryüzünde yaşadığını anlamaz mı? Biz insanoğlu bu dünyada fani olan birer canlıyız. Bugün varız, yarın yokuz... Dünya baki, toprak baki... Değdi mi kaç atadan kalan arazi için ölmeye? Önceki atalarımız toprağı, malı, mülkü kefenin cebine koyup kendinle götürdüler mi ki, bizlerde götüreceğiz. Malın, mümkün varsa iyi bir insan olmak için harca. Yoksa malında, mülkünde seni bozuk para gibi harcar unutma!
Allah'a emanet olun.