Halfeti'de yerleşim yerlerinden yarıya yakını Birecik Barajı projesinden dolayı 2000'li yılların başında sular altında kalmıştı. 2000-2003 yılları arasında Şanlıurfa Valisi olarak görev yapan Emekli Danıştay üyesi Muzaffer Dilek, Halfetililerin o zor zamanlarını kaleme aldı.
Şanlıurfa'da göreve başladığı 2000 yılında Birecik Barajı suları altında kalan Halfeti’de küskün, kırgın ve çok mutsuz bir halkla karşılaştığını anlatan Dilek, o dönemi şöyle anlatıyor:
''Şehir merkezindeki okul ve camisi su altında kalmış, bir kısım vatandaşın evleri oturulamaz durumdaydı. Bu nedenle halkın bir kısmı Karaotlak köyü civarında oluşturulan yeni yerleşim yerine taşınmış olsa da ilçe merkezinden göç eden insanların yerleştiği bu mekân, şehir merkezine 10 kilometre mesafede bulunuyordu. Halfeti merkezi ile yeni yerleşim arasındaki mesafe 5 kilometreden fazla olduğu için yasal engeller nedeniyle mahalle statüsünü de kazanamıyordu.
MÜLKİYET HAKLARINI KULLANAMADILAR
Ayrıca Karaotlak yeni yerleşim birimine göç eden insanlar, şehir kültürüyle yetiştikleri ve hemen yanı başındaki kırsal sosyal yapıya önyargıyla yaklaştıkları için entegrasyon oldukça yavaş ilerlemekteydi. Baraj gölü insanların oturdukları evlerin kapı eşiğine kadar dayandığından, “tatlı su kaynaklarının oturma merkezlerine 300 metre uzak olmaları kuralı ”da fiilen yok olmuştu. Yani Baraj gölünün yükselmesiyle, bu koruma mesafe ortadan kalkmış ve ortaya çıkan fiili sonuçtan vatandaşlar sorumlu imiş gibi insanlar mülkiyet haklarını kullanamaz hale gelmiş bulunmaktaydı. Sular altında kalan evlerin yıkık dökük görüntüleri ise ayrı bir perişanlık ve dağınıklık manzarasıydı.
BAKANLIKLAR ORTAK ÇÖZÜM ÜRETMEKTE BAŞARILI OLAMADI
Sorunları çözmek yetkisine sahip olan başta Çevre Bakanlığı olmak üzere diğer ilgili Bakanlıklar bu meseleleri çözmek için iş birliğine gereken önemi ve önceliği vermek bir yana Şanlıurfa Valiliğine yeterli destek de vermemişlerdi. Üç ayrı partinin koalisyonuyla oluşan Hükümete mensup bakanlık bürokratları birbirlerini anlamak ve ortak çözüm üretmekte başarısız kalmışlardı. Ortaya çıkan sorunlara merkezi idarenin üst düzey bürokratlarının bakış açısını göstermek amacıyla şu örneği verebilirim: Çevre Bakanı Fevzi Aytekin’le sorunları yerinde görmek amacıyla 27 Kasım 2001 tarihinde Halfeti’ye yaptığımız bir ziyaret sırasında, Halfetililer, yaşadıkları mağduriyetlerini Sayın Bakan’a anlattılar. Bakan Bey, refakatinde bulunan Çevre Genel Müdürü’nden, şikâyetler konusunda bilgi istediğinde bu bürokratın cevabı, “Birecik Baraj Gölüne 300 Metre mesafede izinsiz hiçbir şey yapılamaz” şeklinde oldu. Bu gerçeklerden kopuk, yürürlükteki mevzuattaki genel kurala dayalı olarak yapılan açıklamaya karşı çıktım. “Sayın Genel Müdür, insanlar baraj gölüne yaklaşmadı, baraj gölünün suları vatandaşın evinin eşiğine dayandı; bu nedenle yapılan açıklamanın haklı bir gerekçesi yoktur, yapılması gereken yönetmeliğin esnetilerek Halfeti için farklı yorumlanmasıdır” dedim. Tepkiyle ortaya koyduğum bu açıklama üzerine, Bakan Fevzi Aytekin, “Bakarız ederiz diye” tartışmayı geçiştirdi ve Genel Müdüre herhangi bir şey söylemedi(!)
Halfeti’nin rehabilitasyonu için, ilçeyle ilgili bazı projeler üzerinde çalışıp Karaotlak Yeni Yerleşim Yeri’nin, Halfeti Belediyesiyle mahalle bağlantısının sağlanması, bu bağlamda 5 kilometrelik mesafe şartının esnetilmesi amacıyla yasal değişiklik yapılması için öneri hazırlıklarına başladım. İlçe merkezi ile Karaotlak arasındaki 5 kilometrelik mesafe konusunda Halfeti için istisna getirilmesi ve yasaya bu konuda ekleme yapılması önerisinde bulundum.
SADETTİN TEKSOY REYTİNG UĞRUNA VATANDAŞIN DURUMUNU İSTİSMAR ETTİ
Halfetililerde geleceğe yönelik kaybolmaya yüz tutan umut ve hayalleri canlandırmaya çalışırken o yıllarda duyumsal(sansasyonel) dozajı yüksek haber-program yapan Sadettin Teksoy'un yaptığı kurgusal bir program, insanlarda karamsarlık yaratacak nitelik taşıması bir yana, tamamen gerçek dışı durumu konu etmişti. Biz halkın moralini düzeltmeye, sorunları çözmeye çalışırken bu program aksi yönde bir duyguyu körüklemekteydi. Adı geçen muhabir, Baraj Gölü altında kalan Savaşan köyü, yeni yerleşim yerine büyük ölçüde taşınmışken su altında kalan Köydeki birkaç evde yaşayan vatandaşların durumunu istismar etmişti. 20 km uzaklıktaki Karaotlak köyünde yaşayan Hasan Baygündüz'e sokakta giyilmesi yasak hatta Hristiyan papazların kıyafetin bir taklidi olan kıyafet giydirerek ve tekne içinde yerleştirilmiş boş bir cenaze tabutunun başındayken video kaydı yapmış ve ulusal bir televizyon kanalında da yayınlatmıştı. Burada verilmek istenen sözde mesaj, vatandaşların cenazelerinin kaldırılmasında ve diğer alanlarda karşılaştığı zorluklara dikkat çekmek olmalı. Bunun gerçeklikle ilgisi yoktu, çünkü bütün dikkatimiz bu ilçedeydi. Bu sahtekarlığı tüm boyutları ile inceletip elde edilen somut bilgilerle birlikte imam rolü oynayan şahsın beyanını da içeren bir video kaydını, yargı mercilerine ve RTÜK'e bildirmiştik. Takip ettiğim kadarıyla bu sahte program Sadettin Teksoy'un son programı oldu?)

ÖĞRENCİLERİN OKULA TAŞINMASI İÇİN 30 KİŞİLİK TEKNE ALDIK, ADINI SİYAH GÜL KOYDUK
İlçe ile baraj sularının yükselmesi nedeniyle kara ulaşımı ve bağlantısı tümüyle kesilen Çekem Mahallesi'nin, su yoluyla ilçeye tekrar bağlanması için arayışlara başladık. Bu amaçla Birecik Barajı içinden taşımacılık yapılması projesi gündeme geldi. Kaymakam Harun Sarıfakıoğlu'ndan, Çekem Mahallesi'ndeki öğrencilerin ilçe merkezine taşıması ve diğer zamanlarda da Baraj gölünde turizm amaçlı olarak kullanılabilecek bir tekne alınması için araştırma yapmasını istedim. Kaymakam tarafından yapılan inceleme sonunda Zonguldak Kurucaşile ilçesindeki yat atölyesinde 30 kişi kapasiteli bir yat/tekne yapılmasında görüş birliğine vardık. Gerekli şartnameyi hazırlatıp ihale yoluyla yapım siparişini verdik. Parasal kaynağını da Başbakanlık Acil Destek Fonundan temin ettik. Böylece hem vatandaşlar hem de öğrencilerin sorunları çözülmüş oldu. Tekneyle günün belli saatlerinde Çekem Mahallesi ile ilçe merkezi arasında taşımacılık yapılacak, diğer zamanlarda da tekne turizm hizmetlerinde kullanılacaktı. 30 Kişilik olarak düşünülüp siparişi verilen teknenin adını da Halfeti'nin simgesi olan “Siyah Gül” olarak belirdik.

Tekneyi kullanmak üzere işe aldığımız personeli, teknenin yapım süresi içinde İstanbul'da DSİ Bölge Müdürlüğünde veya vasıta oldukları bir yerde kursa göndererek kaptanlık belgesi almasını sağladık.
Kurucaşile'de yaptırdığımız teknenin Birecik tünelinden geçebilecek ebatta yapılması, yolcu kapasitesini 30'la sınırladı.
HALFETİ'Yİ CANLANDIRMA ÇALIŞMALARI
Harun Sarıfakıoğlu’ndan sonra Halfeti'ye atanan Kaymakam Sıtkı Öcal zamanında turizm faaliyetleri ivme kazandı. Şehir içindeki enkazlar Valilikten gönderilen kamu araçlarıyla kaldırıldı. Yıkılması karar altına alınan yapılar yıktırıldı. 12 yataklı "Şelaleli Konak" adlı butik bir otel hizmete açıldı. Bu arada ilçe Kaymakamının çabaları ve İl Özel İdaresinden gönderilen ödenekle kütüphane ve gençlik merkezi oluşturuldu. Bu arada göl içinde oluşturulan platform üzerinde ilk lokanta da özel sektör mensubu bir şahıs tarafından işletmeye açıldı.

Ayrıca, Atatürk Barajının fikir babası olan Mustafa Kemal Atatürk’ün, parmağıyla Batı'yı işaret eden sanatsal ölçülerle yapılmış bir heykelini Birecik Baraj Gölü'nün kıyısına dikerek Halfeti ilçesinde canlandırma çalışmalarına devam ettik.
KÖYKENT YERLEŞİM MODELİ TUTMADI
Halfeti’de 2000 yılının sonlarında tanık olunan terk edilme duygusunun ve taşınma işlerinin bu olumsuz noktaya gelmesinde, yeterli inceleme ve ön araştırma yapılmadan verilen karar ve yapılan uygulamanın önemli etkisi vardı. İlçe merkeziyle en uzak mahalle arasında bulunması gereken azami uzaklık olan 5 kilometrelik mesafeyi dikkate almayan; şehir kültürüyle yetişmiş ve baraj yapımı nedeniyle evlerini terk eden insanların, 10 kilometre uzaklıktaki Karaotlak mıntıkasındaki kırsal kesime yerleştirilmesi gerçekçi bir uygulama olmamıştır. Başbakan Bülent Ecevit’in hayali ve hedefi olan “köykent yerleşim modelinin” bu çarpık projeyle Halfeti’de hayata geçirilmek istenmiştir. Fiziki ve sosyal gerçeklikten uzak bu uygulama, görev dönemimde sürekli yakınma ve sızlanmalara yol açmıştır. Netice itibariyle evleri su altında kalan insanlar yeni yerleşim yerine nakledilirken, fiziki, sosyolojik ve kültürel şartlar göz ardı edilmiştir. Bu yetmezmiş gibi yüz yıldır şehirde yaşayan insanlar kendilerini bir anda köyde bulmanın şokunu uzun süre üzerinden atamamıştır. 5 km’lik zorunlu mesafe şartına istisna getiren bir yasa değişikliği önerisinde dahi bulunulmamıştır.

HALFETİ'NİN YILLAR SONRAKİ HALİNE
HEM SEVİNDİM HEM ÜZÜLDÜM
Şanlıurfa Valiliği görevinden ayrıldıktan sonra sorunların çözüldüğünü, turizmin oldukça canlı bir noktaya ulaştığını ve Halfeti ve çevresinin cazibe merkezi haline geldiğini 2019 yılında yaptığı bir gezi vesilesiyle gördüğünü vurgulayan Dilek, gözlemlerini şöyle anlattı:
''Torunum Umur'la Urfa'ya yaptığımız gezi sırasında onu Göbeklitepe'den sonra Halfeti'ye de götürdüm. Gördüğüm manzara hem olumlu hem de olumsuzdu. Olumlu yönü ilçe merkezi tam bir turistik belde havasına bürünmüş, sahilde tur tekneleri ve göl üstündeki lokantalar çoğalmıştı. Bunlar olumlu gelişimelerdi. Olumsuz olan ise çevre kirliliğiydi. Göle rast gele atılmış plastik torba ve pet şişeler son derece kötü bir görüntü yaratmıştı. Bu kötü durumun sorumlusu ise Kaymakam ve Belediye Başkanıydı elbette.
Halfeti'de 2001 yılında Kanneci Konağında Ahmet Kanneci ve Ekrem Öztan'dan Mezopotamya (iki nehir arasında kalan toprak parçası anlamındaymış(?)) müzik dinletisini, Urfa'ya gelmiş diplomatlarla birlikte dinlemiştim. Bu arada "ham meyveyi kopardılar dalından" türküsünün gitar ve ney eşliğinde icrası da muhteşemdi. Aynı konserde Güney Amerika'da iki nehir arasında kalan yani Mezopotamya konumunda olan bir ülkenin İspanyolca türküsü de enstrümantal biçimde sunulmuştu. Halfetili sanatçının ilçede yarattığı coşku ve sevinç hala belleğimdedir.
Halfeti'ye konuklarımla gittiğimizde tekneyle bizi gezdiren ve işe aldığım yat kaptanını sordum. Tam da o gün cenazesini kaldırmışlar! Bir gün önce vefat etmiş. "Kimi kimsesi var mı?" diye sordum. "İki oğlu olduğunu ve kendi tekneleriyle turist taşıdıkları" söylendi. Minyon bir yapıya sahip olsa da oldukça çevik ve dirayetli bu kaptanı, denizci kılığı ve şapkasıyla gözümün önüne getirdim ve sanki içimden bir şeyler ayrıldı ve göle karıştı.''
Yorumlar
Kalan Karakter: