<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
     xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
     xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
     xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
     xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
     xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/">
    <channel>
        <title>Urfa Haberleri | Son Dakika Şanlıurfa Haberleri urfabaraj.com - Sağlık</title>
        <description>Şanlıurfa&#039;dan son dakika haberleri ve güncel gelişmeler urfabaraj.com&#039;da. Şanlıurfa ve ilçelerine dair yaşanan gelişmeleri kamuoyuna anlık olarak paylaşan günlük bir haber paylaşım sitesi Baraj Gazetesi.</description>
        <link>https://www.urfabaraj.com</link>
        <language>tr</language>
        <pubDate>Mon, 13 Jul 2026 18:14:19 +0300</pubDate>
                                <item>
                <title>Uzm. Dr. Ümit Çınkır: &quot;Tiroit ve Diyabet belirtilerini göz ardı etmeyin&quot;</title>
                                    <description>Medical Point Gaziantep Hastanesi Endokrinoloji Uzmanı Uzm. Dr. Ümit Çınkır, tiroit hastalıkları ve diyabetin toplumda en sık görülen endokrin hastalıkları arasında yer aldığını belirterek, erken teşhisin hem yaşam kalitesini artırdığını hem de ciddi sağlık sorunlarının önüne geçilmesini sağladığını söyledi.</description>
                                                     <content:encoded><![CDATA[<p>Uzm. Dr. Ümit Çınkır, tiroit bezinin vücudun metabolizmasını düzenleyen en önemli organlardan biri olduğunu ifade ederek, "Tiroit hormonlarının az ya da fazla çalışması birçok sistemi etkileyebilir. Sürekli yorgunluk, halsizlik, kilo değişiklikleri, çarpıntı, saç dökülmesi, kabızlık, aşırı terleme, tahammülsüzlük ve uyku düzensizlikleri gibi belirtiler tiroit hastalıklarının habercisi olabilir. Bu şikayetler ihmal edilmemeli ve mutlaka uzman değerlendirmesinden geçilmelidir" dedi.</p>

<p>Diyabetin ise günümüzde giderek yaygınlaşan kronik hastalıklardan biri olduğuna dikkat çeken Uzm. Dr. Ümit Çınkır, özellikle sık idrara çıkma, aşırı susama, ağız kuruluğu, açıklanamayan kilo kaybı, sürekli açlık hissi, bulanık görme ve geç iyileşen yaraların diyabetin önemli belirtileri arasında yer aldığını söyledi.</p>

<p>Erken tanının önemine vurgu yapan Uzm. Dr. Ümit Çınkır, "Diyabet uzun süre belirti vermeden ilerleyebilir. Düzenli sağlık kontrolleri sayesinde hastalık erken dönemde tespit edilerek uygun tedavi planlanabilir. Kontrol altına alınmayan diyabet; kalp-damar hastalıkları, böbrek yetmezliği, sinir hasarı ve görme kaybı gibi ciddi komplikasyonlara yol açabilir" ifadelerini kullandı.</p>

<p>Tiroit hastalıklarının kadınlarda daha sık görülmesine rağmen her yaş grubunda ortaya çıkabileceğini belirten Uzm. Dr. Ümit Çınkır, aile öyküsü bulunan bireylerin ve risk grubunda yer alan kişilerin düzenli endokrinoloji kontrollerini ihmal etmemesi gerektiğini söyledi.</p>

<p>Sağlıklı yaşam alışkanlıklarının endokrin hastalıklarının önlenmesinde önemli rol oynadığını belirten Uzm. Dr. Ümit Çınkır, dengeli beslenme, düzenli fiziksel aktivite, ideal kilonun korunması ve periyodik sağlık kontrollerinin hem diyabet hem de tiroit hastalıklarına karşı koruyucu etki sağladığını ifade etti.</p>

<p>Son olarak toplumda farkındalığın artırılmasının önemine dikkat çeken Uzm. Dr. Ümit Çınkır, "Vücudunuzun verdiği sinyalleri dikkate alın. Erken tanı sayesinde hem tiroit hastalıkları hem de diyabet başarılı şekilde yönetilebilir. Şikâyetleriniz varsa vakit kaybetmeden bir endokrinoloji uzmanına başvurmanız sağlığınız açısından büyük önem taşımaktadır" diye konuştu.</p>]]></content:encoded>
                                                    <image>https://images.urfabaraj.com/media/2026/07/uzm-dr-umit-cinkir-tiroit-ve-diyabet-belirtilerini-goz-ardi-etmeyin_6a54fa5be0dca.jpg</image>
                                <category>Sağlık</category>
                <author>ZÜBEYDE  YAVUZTÜRK</author>
                <link>https://www.urfabaraj.com/uzm-dr-umit-cinkir-tiroit-ve-diyabet-belirtilerini-goz-ardi-etmeyin/69558</link>
                <pubDate>Mon, 13 Jul 2026 17:46:45 +0300</pubDate>
            </item>
                                <item>
                <title>Nöroloji Uzmanı Uzm. Dr. Işıl Güzel: &quot;Sık tekrarlayan baş ağrılarını hafife almayın&quot;</title>
                                    <description>Gaziantep Özel Hatem Hastanesi Nöroloji Uzmanı Uzm. Dr. Işıl Güzel, sık tekrarlayan baş ağrılarının mutlaka araştırılması gerektiğini belirterek, bazı baş ağrılarının ciddi sağlık sorunlarının habercisi olabileceğine dikkat çekti.</description>
                                                     <content:encoded><![CDATA[<p>Gaziantep Özel Hatem Hastanesi Nöroloji Uzmanı Uzm. Dr. Işıl Güzel, baş ağrısının baş veya boyun bölgesinde hissedilen rahatsızlık, ağrı ya da baskı hissi olarak tanımlandığını belirterek, "Baş ağrısı; stres, yorgunluk, açlık, sinüzit ve migren gibi birçok farklı nedenle ortaya çıkabilir. Ancak bazı durumlarda altta yatan ciddi bir sağlık probleminin ilk belirtisi de olabilir. Bu nedenle özellikle sık tekrarlayan, uzun süren veya günlük yaşamı olumsuz etkileyen baş ağrılarının mutlaka bir nöroloji uzmanı tarafından değerlendirilmesi gerekir" dedi.</p>

<p>"Migren en sık görülen baş ağrılarından biri"</p>

<p>Baş ağrısının en yaygın nedenlerinden birinin migren olduğunu ifade eden Uzm. Dr. Işıl Güzel, migrenin ataklarla seyreden kronik bir nörolojik hastalık olduğuna dikkat çekti.</p>

<p>Migren ataklarında genellikle tek taraflı ve zonklayıcı karakterde baş ağrısı görüldüğünü belirten Dr. Güzel, "Işık ve sese karşı hassasiyet, bulantı ve kusma gibi belirtiler migrene eşlik edebilir. Beyindeki damar yapısındaki değişiklikler, serotonin düzeyindeki dalgalanmalar ve genetik yatkınlık migren gelişiminde önemli rol oynar" şeklinde konuştu.</p>

<p>"Kas gerginliği de baş ağrısını tetikliyor"</p>

<p>Dr. Güzel, modern yaşamın getirdiği uzun süre masa başında çalışma, stres, anksiyete, kötü duruş ve çene sıkma alışkanlığının da baş ağrılarını artırdığını belirtti.</p>

<p>Boyun ve omuz kaslarında oluşan gerginliğin zamanla baş ağrısını tetiklediğini ifade eden Dr. Güzel, düzenli egzersiz yapılmasının, doğru oturma pozisyonunun korunmasının, yeterli uykunun ve stres yönetiminin baş ağrılarının önlenmesinde önemli olduğunu kaydetti.</p>

<p>"Erken tanı büyük önem taşıyor"</p>

<p>Baş ağrısının nedeninin doğru belirlenmesinin tedavinin başarısını doğrudan etkilediğini ifade eden Uzm. Dr. Işıl Güzel, " Erken tanı sayesinde hem yaşam kalitesi artırılabilir hem de muhtemel ciddi hastalıkların önüne geçilebilir" diye konuştu.</p>]]></content:encoded>
                                                    <image>https://images.urfabaraj.com/media/2026/07/noroloji-uzmani-uzm-dr-isil-guzel-sik-tekrarlayan-bas-agrilarini-hafife-almayin_6a54f4f211b04.jpg</image>
                                <category>Sağlık</category>
                <author>ZÜBEYDE  YAVUZTÜRK</author>
                <link>https://www.urfabaraj.com/noroloji-uzmani-uzm-dr-isil-guzel-sik-tekrarlayan-bas-agrilarini-hafife-almayin/69555</link>
                <pubDate>Mon, 13 Jul 2026 17:24:40 +0300</pubDate>
            </item>
                                <item>
                <title>&quot;Dikkat eksikliği ve hiperaktivite erken fark edilirse başarı artıyor&quot;</title>
                                    <description>Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB), çocukların yalnızca okul başarısını değil, sosyal ilişkilerini ve duygusal gelişimini de etkileyebilen nörogelişimsel bir bozukluk olarak öne çıkıyor.</description>
                                                     <content:encoded><![CDATA[<p>Belirtilerin çoğu zaman ‘yaramazlık’ ya da ‘hareketlilik’ olarak değerlendirildiğine dikkat çeken Psikolog Ferahnaz Şeyma Yılmaz, "Dikkat eksikliği, aşırı hareketlilik ve dürtüsellik belirtileri göz ardı edilmemeli. Erken tanı ve doğru destek sayesinde çocukların akademik başarıları, sosyal ilişkileri ve yaşam kaliteleri önemli ölçüde artırılabilir" dedi.</p>

<p>Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu’nun çocukluk çağında başlayan ve yetişkinlik döneminde de devam edebilen nörogelişimsel bir bozukluk olduğunu belirten Medical Park Ordu Hastanesi’nden Psikolog Ferahnaz Şeyma Yılmaz, "DEHB belirtileri genellikle 3-4 yaşlarında fark edilmeye başlasa da daha erken dönemlerde de görülebilir. Bebeklik döneminde huzursuzluk yaşayan ve sakinleşmekte güçlük çeken çocuklar ilerleyen yıllarda ’yaramaz’ ya da ’ele avuca sığmayan’ olarak tanımlanabiliyor. Özellikle okul döneminde akran ilişkilerinde yaşanan sorunlar, sınıf kurallarına uymakta güçlük ve akademik başarının düşmesiyle belirtiler daha belirgin hale geliyor" diye konuştu.</p>

<p>"Her çocukta aynı belirtiler görülmeyebilir"</p>

<p>DEHB’nin her çocukta aynı şekilde seyretmediğini ifade eden Psk. Yılmaz, "Bazı çocuklarda dikkat eksikliği ön plandayken, bazı çocuklarda hiperaktivite ve dürtüsellik daha baskın olabilir. Hiperaktivitesi belirgin olan çocuklar yerinde durmakta zorlanabilir, ders sırasında sık sık ayağa kalkabilir, kurallara uymakta güçlük yaşayabilir ve sabırsız davranışlar sergileyebilir" ifadelerini kullandı.</p>

<p>"Dikkat eksikliği günlük yaşamı da etkiliyor"</p>

<p>Dikkat eksikliğinin yalnızca ders başarısını değil günlük yaşamı da etkilediğini vurgulayan Psk. Yılmaz, "Dikkat eksikliği baskın olan çocuklarda dikkat süresi kısa olabilir. Bu çocuklar ödevlerini tamamlamakta zorlanabilir, unutkanlık yaşayabilir, eşyalarını sık kaybedebilir ve planlama ile organizasyon becerilerinde güçlük çekebilir. Uzun yönergeleri takip etmekte zorlanmaları da sık karşılaşılan belirtiler arasındadır" ifadelerine yer verdi.</p>

<p>"Ailelerin yaklaşımı tedavi sürecini destekliyor"</p>

<p>Ailelerin tutumunun çocukların gelişiminde önemli rol oynadığını söyleyen Psk. Yılmaz, "DEHB tanısı alan çocuklarda günlük düzenin korunması, kuralların tutarlı şekilde uygulanması ve olumlu davranışların takdir edilmesi büyük önem taşır. Fiziksel cezadan kaçınılmalı, çocuk olumsuz bir davranış sergilediğinde önce sakinleşmesi beklenmeli, ardından davranış üzerine konuşulmalıdır. Bu yaklaşım daha sağlıklı sonuçlar alınmasını sağlar" şeklinde konuştu.</p>

<p>"Erken tanı yaşam kalitesini artırıyor"</p>

<p>Çocuklarında dikkat eksikliği, aşırı hareketlilik veya dürtüsellik belirtileri gözlemleyen ailelerin uzman desteğini geciktirmemesi gerektiğini dile getiren Psk. Yılmaz, "Erken tanı ve doğru destek sayesinde çocukların akademik başarıları, sosyal ilişkileri ve yaşam kaliteleri önemli ölçüde artırılabilir. Bu nedenle belirtilerin fark edilmesi halinde vakit kaybetmeden bir uzmana başvurulması büyük önem taşıyor" diyerek sözlerini tamamladı.</p>]]></content:encoded>
                                                    <image>https://images.urfabaraj.com/media/2026/07/dikkat-eksikligi-ve-hiperaktivite-erken-fark-edilirse-basari-artiyor_6a54f2dcf2477.jpg</image>
                                <category>Sağlık</category>
                <author>ZÜBEYDE  YAVUZTÜRK</author>
                <link>https://www.urfabaraj.com/dikkat-eksikligi-ve-hiperaktivite-erken-fark-edilirse-basari-artiyor/69554</link>
                <pubDate>Mon, 13 Jul 2026 17:14:10 +0300</pubDate>
            </item>
                                <item>
                <title>ESOGÜ’de ameliyatsız kalp kapağı tamiri</title>
                                    <description>Eskişehir Osmangazi Üniversitesi (ESOGÜ) Sağlık Uygulama ve Araştırma Hastanesi, Türkiye’de yalnızca belirli gelişmiş merkezlerde yapılabilen öncü bir tedaviye daha imza attı.</description>
                                                     <content:encoded><![CDATA[<p>Kalp yetersizliği nedeniyle açık ameliyat riski çok yüksek olan Ankaralı bir hasta, şifayı Eskişehir’de buldu.</p>

<p>ESOGÜ Tıp Fakültesi Kardiyoloji Ana Bilim Dalı ekibi tarafından göğüs açılmadan, sadece kasıktan girilerek yapılan yenilikçi TriClip (Kapağa Mandal Takma) yöntemiyle, hastanın kalbindeki hayati kaçak başarıyla kapatıldı. Ankara’da yaşayan ve uzun süredir ciddi kalp kapağı yetersizliğine bağlı nefes darlığı, halsizlik ve vücutta aşırı ödem şikayetleri olan 78 yaşındaki S.O. açık kalp ameliyatının hayati risk taşıması nedeniyle çare bulmak için ESOGÜ’yü seçti. Kalbin sağ tarafındaki "triküspit" kapağında büyük bir kaçak olan hasta tedavi amacıyla ESOGÜ Tıp Fakültesi Kardiyoloji Ana Bilim Dalı’na başvurdu.</p>

<p>"Hastamızın göğsünü hiç açmadık, kalbini durdurmadık"</p>

<p>Kardiyoloji Ana Bilim Dalı öğretim üyeleri Prof. Dr. Kadir Uğur Mert, Doç. Dr. Selda Murat ve Dr. Öğr. Üyesi Erdi Babayiğit’ten oluşan deneyimli ekip tarafından başarıyla gerçekleştirilen operasyonun detayları ve yöntemin önemi hakkında bilgi veren Prof. Dr. Kadir Uğur Mert, şunları söyledi:</p>

<p>"Triküspit kapak kaçağı, kalbin kirli kanı geriye sızdırması anlamına gelir ve hastanın yaşam kalitesini tamamen bitirir. Bu hastalarımız için geçmişte tek seçenek olan açık kalp ameliyatları, yüksek risk nedeniyle çoğu zaman uygulanamıyordu. Bugün kliniğimizde gerçekleştirdiğimiz TriClip yöntemiyle ise hastamızın göğsünü hiç açmadık, kalbini durdurmadık. Tıpkı bir anjiyo konforunda, kasık damarından girerek kalbe ulaştık ve sızdıran kapakçıkları özel bir mandalla birbirine tutturduk. Kaçağı başarıyla minimuma indirdik."</p>

<p>"Hastalarımıza umut olmaktan gurur duyuyoruz"</p>

<p>Açık ameliyatların getirdiği uzun ve ağrılı iyileşme sürecinin aksine, yeni cihazlar sayesinde hastanın çok hızlı bir şekilde toparlandığını belirten ESOGÜ Kardiyoloji Ekibi, "Hastamız operasyonun hemen ardından rahat bir nefes aldı. Göğsünde hiçbir neşter izi olmadan, birkaç gün içinde yürüyerek Ankara’ya, evine dönebilecek durumda. Bu yenilikçi tedaviyi Eskişehir’de ve bölge illerinde başarıyla uygulayarak hastalarımıza umut olmaktan gurur duyuyoruz" mesajını verdi.</p>

<p>Sağlığına kavuşan Ankaralı hasta ise kendisini kabul eden ve ameliyatsız yöntemle sağlığına kavuşturan tüm ESOGÜ Kardiyoloji ekibine teşekkürlerini iletti.</p>]]></content:encoded>
                                                    <image>https://images.urfabaraj.com/media/2026/07/esogude-ameliyatsiz-kalp-kapagi-tamiri_6a54f03dbc480.jpg</image>
                                <category>Sağlık</category>
                <author>ZÜBEYDE  YAVUZTÜRK</author>
                <link>https://www.urfabaraj.com/esogude-ameliyatsiz-kalp-kapagi-tamiri/69553</link>
                <pubDate>Mon, 13 Jul 2026 17:05:53 +0300</pubDate>
            </item>
                                <item>
                <title>Yaz sıcağında klima tehlikesi: Enfeksiyon ve kas ağrılarına dikkat</title>
                                    <description>Göğüs Hastalıkları Uzmanı Uzm. Dr. Funda Karaduman Yalçın, &quot;Yaz aylarında bilinçsiz klima kullanımı; üst solunum yolu enfeksiyonları, kas ve eklem ağrıları, alerjik hastalıklar ile göz kuruluğu gibi birçok sağlık sorununa yol açabiliyor&quot; dedi.</description>
                                                     <content:encoded><![CDATA[<p>Yaz sıcaklarından korunmak için yaygın olarak kullanılan klimalar, doğru ayarlanmadığında ve bakımları yapılmadığında sağlık açısından risk oluşturabiliyor. Özellikle iç ve dış ortam arasındaki yüksek sıcaklık farkı, soğuk hava akımının doğrudan vücuda gelmesi ve kirli filtrelerin kullanılması çeşitli rahatsızlıklara neden olabiliyor.</p>

<p>Büyük Anadolu Samsun Hastanesi Göğüs Hastalıkları Uzmanı Uzm. Dr. Funda Karaduman Yalçın, klimaların bilinçli kullanılması gerektiğini belirterek, yaz aylarında bilinçsiz klima kullanımının üst solunum yolu enfeksiyonları, kas ve eklem ağrıları, alerjik hastalıklar ile göz kuruluğu gibi sağlık sorunlarına yol açabileceğine dikkat çekti. Klima kullanımında ideal sıcaklık değerlerine dikkat edilmesi gerektiğini vurgulayan Yalçın, cihazların 23-26 derece aralığında çalıştırılmasını, hava akımının doğrudan vücuda yönlendirilmemesini ve düzenli bakımının ihmal edilmemesini önerdi.</p>

<p>Bu belirtilere dikkat</p>

<p>Uzm. Dr. Funda Karaduman Yalçın, "Klima kullanımına bağlı olarak en sık görülen sorunların başında üst solunum yolu enfeksiyonları gelir. Ortamın aşırı soğutulması ve havanın kuruması, burun ile boğazın doğal savunmasını zayıflatabilir. Bunun sonucunda boğaz ağrısı, öksürük, ses kısıklığı, farenjit ve sinüzit gibi rahatsızlıklar ortaya çıkabilir. Özellikle sıcak ortamdan aniden soğuk bir ortama geçmek vücudun ısı dengesini bozarak halsizlik, baş ağrısı ve yorgunluk hissine neden olabilir. Klimaların uzun süre doğrudan boyun, omuz, sırt veya bel bölgesine üflemesi ise kas spazmları ve eklem ağrılarını tetikleyebilir. Yaz aylarında sık görülen boyun tutulmaları ve kas sertliklerinin önemli nedenlerinden biri de yanlış klima kullanımıdır. Bazı hassas kişilerde yüz bölgesine sürekli gelen soğuk hava, yüz sinirlerinin etkilenmesine bağlı olarak yüz felci riskini artırabilmektedir" diye konuştu.</p>

<p>Cihazların bakımı önemli</p>

<p>Dr. Yalçın, şu bilgileri verdi:</p>

<p>"Bir diğer önemli risk ise bakımı ihmal edilen klima filtreleridir. Filtrelerde biriken toz, polen, küf mantarları ve diğer alerjenler ortama yayılarak alerjik rinit, astım atakları ve nefes darlığını tetikleyebilir. Merkezi klima sistemlerinde gerekli hijyen sağlanmadığında ise nadir de olsa legionella bakterisi çoğalabilir ve ciddi seyreden Lejyoner Hastalığı gelişebilir. Klimaların güvenli kullanılabilmesi için iç ortam sıcaklığının 23-26 derece arasında tutulması ve dış ortamla arasındaki sıcaklık farkının 6-8 dereceden fazla olmaması önerilmektedir. Hava akımının doğrudan insanların üzerine yöneltilmemesi, filtrelerin düzenli temizlenmesi, cihazların periyodik bakımının yaptırılması ve ortamın belirli aralıklarla doğal yollarla havalandırılması sağlık açısından büyük önem taşır. Çocuklar, yaşlılar, kronik hastalığı bulunanlar ve alerjik bünyeye sahip kişiler klima kullanımında daha dikkatli olmalıdır. Basit görünen bu önlemler sayesinde yaz sıcaklarından korunurken, klimanın neden olabileceği birçok sağlık sorununun da önüne geçmek mümkündür."</p>]]></content:encoded>
                                                    <image>https://images.urfabaraj.com/media/2026/07/yaz-sicaginda-klima-tehlikesi-enfeksiyon-ve-kas-agrilarina-dikkat_6a54ee933be25.jpg</image>
                                <category>Sağlık</category>
                <author>ZÜBEYDE  YAVUZTÜRK</author>
                <link>https://www.urfabaraj.com/yaz-sicaginda-klima-tehlikesi-enfeksiyon-ve-kas-agrilarina-dikkat/69550</link>
                <pubDate>Mon, 13 Jul 2026 16:55:38 +0300</pubDate>
            </item>
                                <item>
                <title>Uzmanından sıcak hava uyarısı: &quot;Su tüketimini ihmal etmeyin&quot;</title>
                                    <description>Türkiye genelinde etkisini artıran sıcak hava dalgasıyla birlikte vücutta sıvı kaybı da artarken, Uzman Diyetisyeni Pakize Gizem Akgül, yetersiz su tüketiminin halsizlikten tansiyon problemlerine kadar birçok sağlık sorununa yol açabileceğini belirterek, günlük sıvı ihtiyacının öncelikle suyla karşılanması gerektiğini söyledi.</description>
                                                     <content:encoded><![CDATA[<p>Yaz aylarında etkisini artıran kavurucu sıcaklar özellikle Adana gibi yüksek sıcaklıkların görüldüğü kentlerde günlük yaşamı olumsuz etkiliyor. Türkiye genelinde etkisini artıran sıcak hava dalgası nedeniyle hava sıcaklıkları mevsim normallerinin üzerine çıkarken, uzmanlar sıcak havalarda artan sıvı kaybına karşı vatandaşları uyarıyor. Uzmanlar, sıcak havayla birlikte terleme nedeniyle vücudun daha fazla sıvı kaybettiğini, bu kaybın yeterince karşılanmaması halinde ciddi sağlık sorunlarının ortaya çıkabileceğini belirtiyor.</p>

<p>"Su bir tercih değil, temel ihtiyaç"</p>

<p>Acıbadem Adana Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Pakize Gizem Akgül, sıcak havalarda sıvı tüketiminin ihmal edilmemesi gerektiğini belirterek, "Yaz aylarında havaların çok fazla ısınmasıyla birlikte sıvı kayıpları da artıyor. Özellikle terleme nedeniyle kaybedilen sıvının yerine yeterli miktarda su alınmadığında gün içerisinde halsizlik, yorgunluk, gerginlik, baş ağrısı, bulantı, sindirim sistemi bozuklukları, tansiyon problemleri ve çarpıntı gibi birçok sağlık problemi görülebiliyor. Su, tercih değil temel bir ihtiyaçtır" dedi.</p>

<p>Kadınların günlük ortalama 2 litre, erkeklerin ise yaklaşık 2,5 litre su tüketmesi gerektiğini belirten Akgül, yaş, cinsiyet, fiziksel aktivite, kronik hastalık ve ilaç kullanımına göre bu miktarın değişebileceğini ifade etti. Günlük sıvı ihtiyacının düzenli şekilde karşılanmasının vücudun sıvı dengesini korumada büyük önem taşıdığını kaydetti.</p>

<p>"Çay ve kahve suyun yerini tutmaz"</p>

<p>Aşırı çay, kahve ve şekerli içecek tüketiminin sıvı ihtiyacını artırabileceğine dikkat çeken Akgül, günlük sıvı ihtiyacının öncelikle suyla karşılanmasını önerdi. Mineral açısından zengin maden suyu, ayranın da tercih edilebileceğini belirten Akgül, evde hazırlanan limonata ve taze meyve sularının ise doğal içerikli olmasına rağmen yüksek şeker içerebildiğini, bu nedenle özellikle kilo kontrolü ve kan şekeri açısından ölçülü tüketilmesi gerektiğini söyledi.</p>

<p>Buzlu içecek uyarısı</p>

<p>Yaz aylarında serinlemek amacıyla tüketilen buzlu içeceklere karşı da vatandaşları uyaran Akgül, dışarıda kullanılan buzların hijyenik şartlarda hazırlanıp hazırlanmadığının bilinmediğini belirterek, "Hijyenik olmayan buzlar enfeksiyonlara, ishal ve gıda zehirlenmelerine neden olabilir. Bu nedenle buzlu içecekler tüketilirken güvenilir işletmeler tercih edilmeli" diye konuştu.</p>

<p> </p>

<p><img alt="Uzmanından sıcak hava uyarısı: "Su tüketimini ihmal etmeyin"
" height="463" src="https://cdn.iha.com.tr/Contents/images/2026/07/13/20260713aw745389-2.jpg" width="695" /></p>]]></content:encoded>
                                                    <image>https://images.urfabaraj.com/media/2026/07/uzmanindan-sicak-hava-uyarisi-su-tuketimini-ihmal-etmeyin_6a54ecaba05e5.jpg</image>
                                <category>Sağlık</category>
                <author>ZÜBEYDE  YAVUZTÜRK</author>
                <link>https://www.urfabaraj.com/uzmanindan-sicak-hava-uyarisi-su-tuketimini-ihmal-etmeyin/69548</link>
                <pubDate>Mon, 13 Jul 2026 16:48:53 +0300</pubDate>
            </item>
                                <item>
                <title>Folik asit hakkındaki yanlış bilgiler anne adaylarını endişelendiriyor</title>
                                    <description>Sosyal medyada son dönemde sıkça dile getirilen ‘Gebelikte kullanılan folik asit otizme neden oluyor’ iddiası anne adaylarında endişeye neden oluyor.</description>
                                                     <content:encoded><![CDATA[<p>"Bugüne kadar yapılan geniş kapsamlı bilimsel araştırmalar, önerilen dozlarda kullanılan folik asidin otizme yol açtığına dair herhangi bir kanıt ortaya koymuyor" diyen Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Enes Burak Mutlu, folik asit kullanımının gebelik öncesi ve erken gebelik döneminde nöral tüp defektlerinin önlenmesinde önemli desteklerden biri olduğunu belirterek, sosyal medyada yayılan doğrulanmamış bilgilerin anne adaylarını yanlış yönlendirebildiğine dikkat çekti.</p>

<p>Son yıllarda otizm spektrum bozukluğuna ilişkin farkındalığın artmasıyla sosyal medyada birçok iddia da gündeme geliyor. Bunlardan biri de gebelikte kullanılan folik asidin otizme neden olduğu yönündeki söylemler. Medicana Çamlıca Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Enes Burak Mutlu, bugüne kadar yapılan geniş kapsamlı bilimsel araştırmaların bu iddiayı doğrulamadığını belirterek, anne adaylarının sağlıklarını ilgilendiren konularda sosyal medya paylaşımları yerine bilimsel kaynaklara ve hekim önerilerine güvenmeleri gerektiğini söyledi.</p>

<p>Folik aside gebelikten 1 ay önce başlanmalı</p>

<p>Folik asidin B9 vitamininin sentetik formu olduğunu belirten Op. Dr. Enes Burak Mutlu, gebeliğin ilk haftalarında bebeğin beyin ve omuriliğini oluşturacak sinir sisteminin gelişmeye başladığını hatırlattı. Op. Dr. Enes Burak Mutlu, "Bebeğin sinir sistemi henüz anne adayı hamile olduğunu fark etmeden gelişmeye başlar. Bu nedenle gebelik planlayan kadınlarda folik asit kullanımına gebelikten en az bir ay önce başlanması ve gebeliğin ilk 12 haftası boyunca devam edilmesi önerilmektedir. Folik asit, hücre bölünmesi ve DNA sentezi için gerekli bir vitamindir. Yeterli düzeyde alınması, spina bifida gibi nöral tüp defektlerinin önlenmesinde önemli rol oynar" dedi.</p>

<p>Gebelik planlayan kadınlarda günlük 400 mikrogram folik asit kullanımının önerildiğini söyleyen Op. Dr. Enes Burak Mutlu, daha önce nöral tüp defektli gebelik öyküsü olan kadınlarda daha yüksek dozların önerilebildiğini belirterek bu gibi özel sağlık durumlarında dozun hekim tarafından kişiye özel planlanması gerektiğini ifade etti.</p>

<p>Folik asit otizme neden oluyor’ iddiasını destekleyen kanıt yok</p>

<p>Sosyal medyada dolaşan iddiaların bilimsel araştırmalarla desteklenmediğini vurgulayan Op. Dr. Enes Burak Mutlu, bugüne kadar yapılmış geniş kapsamlı kohort çalışmalarında ve sistematik derlemelerde önerilen dozda kullanılan folik asidin otizme neden olduğuna ilişkin bir kanıt ortaya koymadığını söyledi. Op. Dr. Enes Burak Mutlu, "Aksine bazı araştırmalarda gebelik öncesinde ve erken gebelik döneminde yeterli folik asit kullanan annelerin çocuklarında otizm görülme ihtimalinin daha düşük olabileceği bildirilmiştir. Ancak bu, folik asidin otizmi önlediği anlamına da gelmez. Bilimsel olarak söyleyebileceğimiz en net şey, mevcut bilimsel kanıtlara göre önerilen dozlarda folik asit kullanımının otizm riskini artırdığını göstermemektedir" ifadelerini kullandı.</p>

<p>Otizm tek bir nedene bağlanamaz</p>

<p>Otizmin çok faktörlü bir nörogelişimsel durum olduğuna dikkat çeken Op. Dr. Enes Burak Mutlu, genetik yatkınlığın en önemli etkenlerden biri olduğunu söyledi ve açıklamalarına şu sözlerle devam etti:</p>

<p>"Otizm gelişiminde genetik başta olmak üzere birçok biyolojik ve çevresel faktör birlikte rol oynuyor. Günümüzde tanı oranlarının artmasında farkındalığın yükselmesi, tarama ve tanı imkanlarının gelişmesi de etkili oluyor. Bu nedenle otizmi tek bir vitamin, tek bir besin ya da tek bir çevresel etkene bağlamak bilimsel açıdan doğru değildir. Mevcut bilimsel kanıtlar, önerilen dozlarda folik asit kullanımının otizm riskini artırdığını göstermemektedir."</p>

<p>Folat ile folik asit karıştırılmamalı</p>

<p>Sosyal medyada sıkça gündeme gelen folat, folik asit ve MTHFR gen mutasyonu konularına da değinen Op. Dr. Enes Burak Mutlu, "Folat, besinlerde doğal olarak bulunan B9 vitaminidir. Folik asit ise bunun takviyelerde ve zenginleştirilmiş gıdalarda da kullanılan sentetik formudur. Bazı kişilerde genetik özelliklere bağlı olarak folat metabolizması farklılık gösterebilir. Ancak yalnızca MTHFR gen varyasyonu bulunması, folik asidin bırakılması veya rutin olarak metillenmiş folat preparatlarına geçilmesi için tek başına bir gerekçe değildir. Bu konuda karar, mutlaka hekim değerlendirmesiyle verilmelidir" diye konuştu.</p>

<p>Hekim önerisi olmadan bırakmayın</p>

<p>Anne adaylarını sosyal medyada yer alan doğrulanmamış bilgiler konusunda uyaran Op. Dr. Enes Burak Mutlu, sözlerini şöyle tamamladı:</p>

<p>"Folik asit, gebelikte koruyucu etkisi en güçlü bilimsel kanıtlara sahip desteklerden biridir. Sosyal medyada karşılaşılan bilgi kirliliği nedeniyle hekim önerisi olmadan folik asit kullanımını bırakmak, bebeğin sağlığını riske atabilir. Gebelik sürecindeki tüm vitamin ve takviyeler, kadın hastalıkları ve doğum uzmanının önerisi doğrultusunda kullanılmalıdır."</p>]]></content:encoded>
                                                    <image>https://images.urfabaraj.com/media/2026/07/folik-asit-hakkindaki-yanlis-bilgiler-anne-adaylarini-endiselendiriyor_6a54ebe2aab97.jpg</image>
                                <category>Sağlık</category>
                <author>ZÜBEYDE  YAVUZTÜRK</author>
                <link>https://www.urfabaraj.com/folik-asit-hakkindaki-yanlis-bilgiler-anne-adaylarini-endiselendiriyor/69544</link>
                <pubDate>Mon, 13 Jul 2026 16:44:28 +0300</pubDate>
            </item>
                                <item>
                <title>&#039;Nöbetçi şatır&#039; önerisi</title>
                                    <description>Şanlıurfa&#039;da aşırı sıcak hava en çok ocak başında çalışmak zorunda kalanları etkiliyor</description>
                                                     <content:encoded><![CDATA[<p>Şanlıurfa'da hava sıcaklıklarının 42 dereceye ulaşması en çok ocak başında çalışmak zorunda kalanları etkiliyor. </p>

<p>Sıcaklıkların 12 Temmuz'dan itibaren mevsim normallerinin üzerine çıkması, yüksek ısı altında çalışan fırıncıları akıllara getirdi. </p>

<p>Eyyübiye ilçesinde fırıncıdan çalışan Mahmut Akıncı, hamurun bozulmasından dolayı klima ve vantilatör kullanamadıklarını anımsatarak, '<strong>Temmuz ve Ağustos ayları bizim açımızdan çok zor geçiyor. Vatandaşlarımızdan anlayış bekliyoruz'' </strong>dedi. </p>

<p><img alt="" height="459" src="https://images.urfabaraj.com/uploads/2026/07/ocak032-6a54a837775ad.jpg" width="713" /></p>

<h5>“ÇOK ZORLANIYORUZ”</h5>

<p>15 yıldır ocak başında çalışan fırıncı ustası İbrahim Halil Hacıoğlu, 'Nöbetçi şatır' önerisinde bulunarak, <strong>'Şanlıurfa'da her yaz özellikle Temmuz, Ağustos ve Eylül aylarında çok zorlanıyoruz. Özellikle akşam saatlerinde ekmek dışında lahmacun, tepsi yemeği pişirme, biber-patlıcan közleme gibi beklentilerin fazlalaşması bizi bir hayli zorluyor. Ocak başında nöbetleşe çalışılması lazım. Çünkü sağlık her şeyden önemli.' </strong>ifadelerini kullandı. </p>

<h5>RİSK ALTINDALAR</h5>

<p>Uzmanlar, yaz aylarında fırın ve ocak başında çalışmanın; ısı stresi, sıvı-mineral kaybı ve sıcak çarpması gibi ciddi tablolara yol açığını dile getiriyorlar. Ocak başında çalışanlar tehdit eden problemler şöyle sıralanıyor: </p>

<p><b>''Aşırı sıcaklık ve nem, vücudun ısı dengesini bozar. Vücut ısısı aniden yükselip terleme durabilir; bu durum bilinç kaybı, organ yetmezliği ve ölümle sonuçlanabilen acil bir sıcak çarpması tablosuna dönüşebilir. </b><b>Sıcaklık nedeniyle damarlar genişler ve kalbin atım hızı artar. Tansiyon dalgalanmaları ve çarpıntı, özellikle kronik kalp veya tansiyon hastaları için hayati risk oluşturur,  KOAH'a zemin hazırlar, yorgunluk; dikkat dağınıklığı ve tahammülsüzlük yaratır'' </b></p>

<p> </p>]]></content:encoded>
                                                    <image>https://images.urfabaraj.com/media/2026/07/nobetci-satir-onerisi_6a54a70289a5a.jpg</image>
                                <category>Gündem,Sağlık</category>
                <author>Mehmet Salih  Şansal</author>
                <link>https://www.urfabaraj.com/nobetci-satir-onerisi/69518</link>
                <pubDate>Mon, 13 Jul 2026 12:01:33 +0300</pubDate>
            </item>
                                <item>
                <title>Uzmanlardan sıcaklık uyarısı</title>
                                    <description>Uzmanlar son günlerde artan hava sıcaklıklarına mukabil uyarılarda bulunarak, &quot;Sağlıklı kişileri bile etkileyen sıcak çarpması, beyin kanaması, kalp krizi gibi birçok hastalığa neden olabiliyor&quot; dedi.</description>
                                                     <content:encoded><![CDATA[<p>Uzmanlar, yaz havalarının getirdiği sıcak havalar nedeniyle sıcak çarpması konusunda uyarılarda bulunarak, "Aşırı sıcaklarda vücutta sıvı kaybı arttığı ve elektrolit dengesi bozulduğu için su tüketimi artırılmalıdır. Sağlıklı kişileri bile etkileyen sıcak çarpması, beyin kanaması, kalp krizi gibi birçok hastalığa neden olabilen aşırı sıcaklar, hipertansiyon, diyabet ve kalp hastaları için daha büyük risk oluşturmaktadır. Bu nedenle mümkünse 11.00-16.00 saatleri arasında dışarı çıkmamak, çıkanların ise gölgede kalmaya özen göstermeleri gerekir. Şapka takmak, el, yüz, ense ve kolları su ile serinletmek gerekir. Eve gidince vücut ısısını dengelemek için ılık bir duşta faydalı olacaktır. Aşırı sıcaklarda vücutta sıvı kaybı arttığı ve elektrolit dengesi bozulduğu için su tüketimi artırılmalıdır. Sıvı kısıtlaması gerektiren bir hastalık yok ise günde 2 buçuk litre su tüketmek gerekir" diye konuştu.</p>

<p><strong>‘Sıcak havalarda susuzluk hissi olmasa bile her gün en az 2-2,5 litre sıvı tüketilmeli!’</strong></p>

<p>Uzmanlar, sıcak havalarda susuzluk hissi olmasa bile her gün en az 2-2,5 litre sıvı tüketilmesi gerektiğinin altını çizerek,"Yoğun fiziksel aktivite ve spor yapmak için sabah ve akşam saatleri tercih edilmeli, her bir saatlik spor için en az 2-4 bardak sıvı alınmalıdır. Ağır fizik aktivitelerden kaçınılmalıdır. Risk altındaki yetişkinler ve yaşlılar, günde en az iki kez güneş veya sıcak çarpması yönünden izlenmelidir. Bebekler ise bu açıdan daha sık izlenmelidir. Bebek, çocuk, engelliler ve hayvanlar kapalı ve park etmiş araçlarda kesinlikle bırakılmamalıdır. Araçların iç ısıları, klima olsa dahi park edildikten çok kısa süre sonra yükselmektedir. Araç terk edilirken herkesin dışarı çıktığından emin olunmalıdır. Kapalı alanlar iyi havalandırılmalıdır. Güneş gören pencereler perde vb. güneşliklerle gölgelendirilmelidir. Vücut ısısının yükselmemesi için sık sık duş alınmalı; bunun mümkün olmadığı durumlarda ayaklar, eller, yüz ve ense soğuk suyla ıslatılmalı veya silinmelidir. Susuzluk hissi olmasa bile her gün en az 2-2,5 litre (12-14 su bardağı) sıvı tüketilmelidir. Vücut direncini artırmak ve vücudun yeterli miktarda vitamin ve mineral almasını sağlamak için bol miktarda sebze ve meyve tüketilmelidir. Terleme ile artan sıvı ve mineral kaybının önlenmesi için her zamankinden daha fazla miktarlarda sıvı alınmalıdır. Sıvı alımında su içmek esas olmakla beraber, su dışı sıvı alımında kahve, çay ve gazlı içecekler yerine süt, ayran ve meyve suyu gibi içecekler tercih edilmelidir. Eğer doktor tarafından sıvı alımı kısıtlanmış veya idrar söktürücü ilaç kullanılması söz konusu ise ilgili doktora başvurmak gerekir. Mide kramplarına neden olabileceği için çok soğuk ve buzlu içecekler tercih edilmemelidir. Kafein, alkol ve fazla miktarda şeker içeren içecekler vücuttan daha fazla sıvı kaybına yol açtığı için tüketilmemelidir. Dışarıda ve açıkta satılan yiyeceklerin, tüketiminden kaçınılmalı, çabuk bozulma riski olan besinler (et, yumurta, süt, balık vb.) açıkta bekletilmemeli, besinlerin hazırlanması ve pişirilmesi aşamalarında hijyen kurallarına özen gösterilmelidir"</p>]]></content:encoded>
                                                    <image>https://images.urfabaraj.com/media/2026/07/uzmanlardan-sicaklik-uyarisi_6a549cb7e2c7f_h.jpg</image>
                                <category>Sağlık</category>
                <author>Tuba  Başkan</author>
                <link>https://www.urfabaraj.com/uzmanlardan-sicaklik-uyarisi/69519</link>
                <pubDate>Mon, 13 Jul 2026 11:05:16 +0300</pubDate>
            </item>
                                <item>
                <title>Bakan duyurdu: 81 ilde sahaya indik</title>
                                    <description>Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu, 81 ilde sağlık alanı ile ilgili önemli çalışmalar yürüttüklerine dikkat çekti. Memişoğlu,&quot;Sağlığı hayatın her noktasına taşıyacağız.’ diyerek 81 ilde sahaya indik ve ilk 4 haftada 2 milyona yakın vatandaşımıza ulaştık&quot; dedi.</description>
                                                     <content:encoded><![CDATA[<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:20px;"><span style="line-height:107%"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Bakan Memişoğlu, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda "Hareket Yaşını Öğren, Sağlıklı Yaşa’ kampanyamızda ilk ayı geride bıraktık. ‘Sağlığı hayatın her noktasına taşıyacağız.’ diyerek 81 ilde sahaya indik ve ilk 4 haftada 2 milyona yakın vatandaşımıza ulaştık. Sağlığı bir yaşam biçimi hâline getirmek için sahada büyük bir özveriyle çalışan ekiplerimize ve bu çağrıya yoğun ilgi gösteren vatandaşlarımıza teşekkür ediyorum. Seferberliğimiz tüm hızıyla devam ediyor. Ölçüm noktalarımıza sizleri bekliyoruz" ifadelerini kullandı.</span></p>]]></content:encoded>
                                                    <image>https://images.urfabaraj.com/media/2026/07/bakan-duyurdu-81-ilde-sahaya-indik_6a548c712803b_h.jpg</image>
                                <category>Sağlık</category>
                <author>Tuba  Başkan</author>
                <link>https://www.urfabaraj.com/bakan-duyurdu-81-ilde-sahaya-indik/69507</link>
                <pubDate>Mon, 13 Jul 2026 09:36:59 +0300</pubDate>
            </item>
                                <item>
                <title>Artan sıcaklarda sıvı tüketimine dikkat</title>
                                    <description>Uzmanlar artan sıcaklara karşı vatandaşları uyararak, sıcak havalarda susuzluk hissi olmasa dahi her gün en az 2-2,5 litre sıvı tüketilmesi gerektiğini vurguladı.</description>
                                                     <content:encoded><![CDATA[<p>Aşırı sıcakların çeşitli sağlık problemlerini de beraberinde getirdiğine dikkat çeken Dr. Rengin Yiğit, sıcaklık ve nem artışına bağlı olarak vücut ısısının arttığı ifade etti.</p>

<p>Normalde terleme ile vücut ısısısın dengede tutulmaya çalışıldığını kaydeden Dr. Yiğit, "Ancak aşırı sıcaklarda sadece terleyerek vücut ısısı dengede tutulamaz. Yaşlılar, bebekler ve kronik hastalığı olanlarda terleme mekanizması ile vücut ısısının dengede tutulması her zaman mümkün olmayabilir. Yine ortamdaki nem oranı yüksekse terleme suretiyle vücut ısısı yeterli düzeyde düşmeyebilir. Ayrıca şişmanlık, herhangi bir hastalığa bağlı yüksek ateş, aşırı sıvı kaybı (dehidratasyon), kalp hastalığı, ruh ve sinir hastalığı, alkol ve uyuşturucu madde kullanımı ile tedavi amaçlı bazı ilaçların (tansiyon düşürücüler, idrar söktürücüler vb.) kullanımı da sıcak havalarda terlemeyi etkileyen diğer faktörlerdendir. Bu gibi durumlarda yükselen vücut ısısı beyin ve diğer hayati organlarda hasara yol açabilir" dedi.</p>

<p>Aşırı sıcaklardan 65 yaş ve üzerindeki yaşlılar, 4 yaşından küçük çocuklar, bakıma ihtiyacı olanlar, hamileler, açık alanda çalışanlar, aşırı kilolular, kronik hastalığı (şeker hastalığı, kalp-damar hastalıkları, beyin-damar hastalıkları, psikolojik hastalıklar, kronik solunum sistemi hastalıkları, karaciğer hastalıkları, böbrek hastalıkları) olanlar sürekli ilaç (özellikle tansiyon düşürücü, idrar söktürücü, depresyon ve uyku ilaçları) kullanan kişiler, sokak çocukları ve evsizlerin etkilenen gruplar olduğu belirten Dr. Rengin Yiğit, özellikle kronik hastalığı bulunan ve yalnız yaşayan yaşlıların en çok risk taşıyan gruplar olduğunun altını çizdi.</p>

<p>Aşırı sıcaklardan korunmak için 10.00-16.00 saatleri arasında mecbur kalınmadıkça dışarı çıkılmaması gerektiğini belirten Dr. Yiğit, şu açıklamada bulundu:</p>

<p>"Dışarıda çalışması gerekenler mümkün oldukça güneş altında korunmasız kalmamaya, aşırı hareketlerden kaçınmaya, sık sık tuz içeren sulu gıdalar almaya dikkat etmelidirler. Açık havada geçirilen zamanlarda açık renkli, hafif, bol ve sıkı dokunmuş kumaşlardan yapılan giysiler tercih edilmeli; geniş kenarlı ve hava delikleri olan şapka giyilmeli ve güneşin zararlı ışınlarından koruyan güneş gözlüğü kullanılmalıdır. Güneş ışınlarının dik geldiği saatlerde (10.00-16.00) denize girilmemeli ve güneşlenilmemelidir. Bu saatlerin dışında denize girmek isteyenler güneşten koruyucu krem kullanmalı, şapka ve gözlük gibi gerekli koruyucu önlemleri almalı ve uzun süre kesintisiz güneşlenmemelidir. Yoğun fiziksel aktivite ve spor yapmak için sabah ve akşam saatleri tercih edilmeli, her bir saatlik spor için en az 2-4 bardak sıvı alınmalıdır. Ağır fizik aktivitelerden kaçınılmalıdır. Risk altındaki yetişkinler ve yaşlılar, günde en az iki kez güneş veya sıcak çarpması yönünden izlenmelidir. Bebekler ise bu açıdan daha sık izlenmelidir. Bebek, çocuk, engelliler ve hayvanlar kapalı ve park etmiş araçlarda kesinlikle bırakılmamalıdır. Araçların iç ısıları, klima olsa dahi park edildikten çok kısa süre sonra yükselmektedir. Araç terk edilirken herkesin dışarı çıktığından emin olunmalıdır. Kapalı alanlar iyi havalandırılmalıdır. Güneş gören pencereler perde vb. güneşliklerle gölgelendirilmelidir. Vücut ısısının yükselmemesi için sık sık duş alınmalı; bunun mümkün olmadığı durumlarda ayaklar, eller, yüz ve ense soğuk suyla ıslatılmalı veya silinmelidir. Susuzluk hissi olmasa bile her gün en az 2-2,5 litre (12-14 su bardağı) sıvı tüketilmelidir. Kahvaltıda az yağlı peynirler, zeytin ve taze sebzeler bulunmalı, kafein içeren içecekler yerine de süt, meyve suyu, ıhlamur ve kuşburnu gibi bitki çayları tercih edilmelidir. Yağlı besinlerin ve yağda kızartmaların tüketiminden kaçınılmalı; yemeklerde bitkisel sıvı yağlar kullanılmalıdır. Yemekleri pişirirken kızartma ve kavurma yerine haşlama, ızgara, kendi suyunda veya az suda pişirme gibi sağlıklı pişirme yöntemleri uygulanmalıdır. Vücut direncini artırmak ve vücudun yeterli miktarda vitamin ve mineral almasını sağlamak için bol miktarda sebze ve meyve tüketilmelidir. Terleme ile artan sıvı ve mineral kaybının önlenmesi için her zamankinden daha fazla miktarlarda sıvı alınmalıdır. Sıvı alımında su içmek esas olmakla beraber, su dışı sıvı alımında kahve, çay ve gazlı içecekler yerine süt, ayran ve meyve suyu gibi içecekler tercih edilmelidir. Eğer doktor tarafından sıvı alımı kısıtlanmış veya idrar söktürücü ilaç kullanılması söz konusu ise ilgili doktora başvurmak gerekir. Mide kramplarına neden olabileceği için çok soğuk ve buzlu içecekler tercih edilmemelidir. Kafein, alkol ve fazla miktarda şeker içeren içecekler vücuttan daha fazla sıvı kaybına yol açtığı için tüketilmemelidir. Dışarıda ve açıkta satılan yiyeceklerin, tüketiminden kaçınılmalı, çabuk bozulma riski olan besinler (et, yumurta, süt, balık vb.) açıkta bekletilmemeli, besinlerin hazırlanması ve pişirilmesi aşamalarında hijyen kurallarına özen gösterilmelidir"</p>]]></content:encoded>
                                                    <image>https://images.urfabaraj.com/media/2026/07/post69504_6a5482d52ebb1.jpg</image>
                                <category>Sağlık</category>
                <author>ZÜBEYDE  YAVUZTÜRK</author>
                <link>https://www.urfabaraj.com/artan-sicaklarda-sivi-tuketimine-dikkat/69504</link>
                <pubDate>Mon, 13 Jul 2026 09:16:31 +0300</pubDate>
            </item>
                                <item>
                <title>KKKA tedavisi gören bir kişi hayatını kaybetti</title>
                                    <description>Tokat’ta Kırım Kongo Kanamalı Ateşi (KKKA) virüsü tanısıyla tedavi gören bir kişi hayatını kaybetti.</description>
                                                     <content:encoded><![CDATA[<p>Edinilen bilgiye göre, Tokat’ın Sulusaray ilçesinde vücuduna kene tutunan İ.A. (63), yüksek ateş şikayetiyle Tokat Gaziosmanpaşa Üniversitesi Hastanesi’ne başvurdu. KKKA tanısı ile tedavi altına alınan İ.A., yapılan tüm müdahalelere rağmen kurtarılamadı.</p>]]></content:encoded>
                                                    <image>https://images.urfabaraj.com/media/2026/07/kkka-tedavisi-goren-bir-kisi-hayatini-kaybetti_6a5244d6a8120.jpg</image>
                                <category>Sağlık</category>
                <author>ZÜBEYDE  YAVUZTÜRK</author>
                <link>https://www.urfabaraj.com/kkka-tedavisi-goren-bir-kisi-hayatini-kaybetti/69434</link>
                <pubDate>Sat, 11 Jul 2026 16:30:55 +0300</pubDate>
            </item>
                                <item>
                <title>4 aylık kalp hastası bebek ambulans uçakla İstanbul’a sevk edildi</title>
                                    <description>Şırnak Devlet Hastanesinde tedavi gören 4 aylık bebek, ileri düzey kalp tedavisi için Sağlık Bakanlığı koordinesinde görevlendirilen ambulans uçakla İstanbul’a nakledildi.</description>
                                                     <content:encoded><![CDATA[<p>Şırnak Devlet Hastanesinde tedavi altında bulunan 4 aylık bebek, doğuştan kalp hastalığı olan Triküspit Atrezisi tanısı nedeniyle ileri tetkik ve cerrahi tedavi amacıyla uçak ambulansla İstanbul’a sevk edildi. Sağlık Bakanlığı koordinasyonunda gerçekleştirilen organizasyon kapsamında, minik hasta Şırnak’tan alınarak ileri tedavisinin sürdürüleceği Dr. Siyami Ersek Göğüs Kalp ve Damar Cerrahisi Eğitim ve Araştırma Hastanesine güvenli şekilde ulaştırılmak üzere ambulans uçakla nakledildi. Yetkililer, özellikle kritik hastaların en kısa sürede ileri merkezlere ulaştırılması için hava ambulans sisteminin etkin şekilde kullanılmaya devam edildiğini belirterek, "Sağlıkta kesintisiz hizmet anlayışıyla, ihtiyaç duyulan her noktada hastalarımızın yanında olmaya devam ediyoruz’’ mesajını paylaşarak, acil ve ileri tedavi gerektiren vakalarda hava ambulans hizmetlerinin vatandaşların sağlık hizmetlerine hızlı erişiminde önemli rol oynadığını vurguladı.</p>

<p> </p>

<p><img alt="Şırnak’ta 4 aylık kalp hastası bebek ambulans uçakla İstanbul’a sevk edildi
" height="694" src="https://cdn.iha.com.tr/Contents/images/2026/07/09/20260708aw742603-2.jpg" width="694" /></p>]]></content:encoded>
                                                    <image>https://images.urfabaraj.com/media/2026/07/4-aylik-kalp-hastasi-bebek-ambulans-ucakla-istanbula-sevk-edildi_6a52443e2f30b.jpg</image>
                                <category>Sağlık</category>
                <author>ZÜBEYDE  YAVUZTÜRK</author>
                <link>https://www.urfabaraj.com/4-aylik-kalp-hastasi-bebek-ambulans-ucakla-istanbula-sevk-edildi/69433</link>
                <pubDate>Sat, 11 Jul 2026 16:25:47 +0300</pubDate>
            </item>
                                <item>
                <title>Ambulans helikopter kalp hastası için havalandı</title>
                                    <description>Van’ın Bahçesaray ilçesinde kalp yetmezliği bulunan 81 yaşındaki vatandaş, ambulans helikopter ile Van’a getirildi.</description>
                                                     <content:encoded><![CDATA[<p>Bahçesaray Devlet Hastanesinde kalp yetmezliği tedavisi gören 81 yaşındaki hastanın ileri tetkik ve tedavisi için SBÜ Van Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne sevki kararlaştırıldı. Van İl Sağlık Müdürlüğü ile iletişime geçilerek ambulans helikopter talep edildi. Kısa sürede Bahçesaray’a giden helikopter hastayı alarak Van’a nakli sağlandı.</p>

<p> </p>

<p><img alt="Ambulans helikopter kalp hastası için havalandı
" height="388" src="https://cdn.iha.com.tr/Contents/images/2026/07/09/20260708aw742602-3.jpg" width="690" /></p>]]></content:encoded>
                                                    <image>https://images.urfabaraj.com/media/2026/07/ambulans-helikopter-kalp-hastasi-icin-havalandi_6a523c2030b37.jpg</image>
                                <category>Sağlık</category>
                <author>ZÜBEYDE  YAVUZTÜRK</author>
                <link>https://www.urfabaraj.com/ambulans-helikopter-kalp-hastasi-icin-havalandi/69432</link>
                <pubDate>Sat, 11 Jul 2026 15:50:22 +0300</pubDate>
            </item>
                                <item>
                <title>Doç. Dr. Karataş, biyolojik ilaçların önemine değindi</title>
                                    <description>Biyolojik ilaçların vücuttaki iltihaplanma sürecini hedefe yönelik bir şekilde durduran akıllı tedaviler olduğunu vurgulayan Üyesi Doç. Dr. Ahmet Karataş, &quot;Özellikle klasik romatizma ilaçları vücuda genel bir baskı uygularken bu akıllı tedaviler belirli bir protein yada hücreyi seçerek tedavi etmektedir&quot; dedi.</description>
                                                     <content:encoded><![CDATA[<p>Fırat Üniversitesi Hastanesi Romatoloji Bilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Ahmet Karataş, biyolojik ilaçlar hakkında bilgiler verdi.</p>

<p>Karataş, "Biyolojik ilaçlar, vücudumuzdaki iltihaplanma sürecini çok daha hedefe yönelik bir şekilde durduran akıllı tedavilerdir. Özellikle klasik romatizma ilaçları vücuda genel bir baskı uygularken bu akıllı tedaviler belirli bir protein yada hücreyi seçerek tedavi etmektedir. Bunu bir yangına benzetirsek, yangının tam çıktığı noktaya hedef alan önemli tedavilerdir. Biz iltihaplı eklem romatizması, omurga ve sedef romatizması, damar iltihaplanması gibi birçok hastalıkta kullanıyoruz. Öncelikle bu tedavilere geçmiyoruz. Klasik anlamda bildiğimiz ilaçları öncelikle veriyoruz. Bu ilaçlara yanıt alamadığımızda, hastalık aktivitesi yüksek olduğunda bu biyolojik ilaçlara o zaman geçiyoruz. Bu ilaçlar son çare değil ama doğru zamanda başlandığı zaman oldukça etkili ve güçlü tedavilerdir. Hastaların yıllarca sabah yataktan kalkamıyorum, ellerimi açıp kapayamıyorum, bel ağrılarımdan dolayı geceleri uyuyamıyorum diyen birçok hastamız oldu. Bu hastalarda hayat kalitesi köklü bicinde değiştirdiği görüyoruz. Sandalyeye bağlı kalan hastaların tekrar yürümeye başladığını, işine geri döndüğünü ve çocuğuyla oynayabildiğini görüyoruz. Her hastada aynı yanıtı alamayabiliyoruz ama bu hastalarda özellikle takip çok önemli. Sonuçların etkileyici olduğunu söyleyebiliriz" diye konuştu.<br />
 </p>

<p><img alt="Doç. Dr. Karataş, biyolojik ilaçların önemine değindi
" height="392" src="https://cdn.iha.com.tr/Contents/images/2026/07/07/20260707aw741410-1.jpg" width="697" /></p>]]></content:encoded>
                                                    <image>https://images.urfabaraj.com/media/2026/07/doc-dr-karatas-biyolojik-ilaclarin-onemine-degindi_6a52085b91d07.jpg</image>
                                <category>Sağlık</category>
                <author>ZÜBEYDE  YAVUZTÜRK</author>
                <link>https://www.urfabaraj.com/doc-dr-karatas-biyolojik-ilaclarin-onemine-degindi/69401</link>
                <pubDate>Sat, 11 Jul 2026 12:08:17 +0300</pubDate>
            </item>
                                <item>
                <title>Aşırı sıcaklarda hamilelerin vücut ısısını düşüren 9 öneri</title>
                                    <description>Memorial Kayseri Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Bölümü’nden Doç. Dr. Mehmet Ak, hamileleri sıcaklardan koruyacak önerilerde bulundu.</description>
                                                     <content:encoded><![CDATA[<p>Yaz aylarında hamileler sıcağa karşı daha hassas hale geliyor. Hamileliğin ilk üç ayında (12 hafta) anne adaylarının vücudun aşırı ısınmasına neden olan faktörlerden uzak durması önem taşıyor. Aşırı sıcak, anne rahmindeki bebeğin gelişimini olumsuz etkileyebiliyor. Annenin vücudu soğumaya çalışırken, kan damarları daralıyor ve bu da bebeğe giden kan ve besin miktarını azaltabiliyor. Yaz aylarında alınacak basit önlemlerle anne adaylarının bu dönemi sağlıkla geçirmesi mümkün olabiliyor. Memorial Kayseri Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Bölümü’nden Doç. Dr. Mehmet Ak, hamileleri sıcaklardan koruyacak önerilerde bulundu.</p>

<p>Güneş kremi kullanmak riskli değil</p>

<p>Yaz aylarında güneş kremi kullanmak, hamilelik ve emzirme döneminde tavsiye edilir. Güneş kremleri çeşitli bileşenler içerse de, cilt tarafından emilen miktarın minimum düzeyde olduğu bilinmektedir. Yapılan araştırmalarda güneş kremlerinin hamile ve emziren kadınlar için risk oluşturmadığı belirlenmiştir. Eğer cilt hassas veya cilt reaksiyonlarına yatkınsa, bu ciltler için uygun ve hipoalerjenik bir güneş kremi kullanılmalıdır. Uygun güneş kremi için uzmanlardan görüş alınmalıdır.</p>

<p>Hafif egzersizler sabah yapılmalı</p>

<p>Sıcak günlerde gebelerin hafif egzersizler yapması önerilir. Yapılacak egzersiz türü ve günün hangi saatinde yapılacağı uzman tavsiyesine göre belirlenmelidir. Hamile kadınlar için genel öneri, haftanın mümkünse tüm günlerinde, en az 30 dakika hafif yoğunlukta fiziksel aktivite yapmaktır. Sabahın erken saatlerinde hava serinken egzersiz yapmak, aşırı ısınma riskini azaltmakta ve vücudu rahatlatmaktadır. Vücut ısısını artıracak ağır egzersiz programlarından kaçınılmalıdır.</p>

<p>Genel olarak şu egzersizlerin yapılması tavsiye edilebilir;</p>

<p>"Yüzme veya su aerobiği. Hafif tempolu ürüyüş veya kısa koşular. Bisiklet sürmek. Pilates, yoga, esneme hareketleri veya diğer yer egzersizleri."</p>

<p>Sıcak çarpmasına dikkat</p>

<p>Isı bitkinliği, vücut sıvı kaybı nedeniyle susuz kalındığında ortaya çıkar. Aşırı fiziksel aktivite veya sıcak bir ortamda bulunmak da ısı bitkinliğine yol açabilir. Müdahale edilmediğinde sıcak çarpması riski artabilir. Bu durum, ani vücut sıcaklığı yükselmesine, kafa karışıklığına ve potansiyel olarak bilinç kaybına neden olabilir.</p>

<p>Isı bitkinliği ise, "Aşırı terleme. Susuzluk hissi. Baş ağrısı. Kas ağrıları ve krampları. Bayılma veya baş dönmesi hissi. Hızlı, zayıf nabız. Soluk ve nemli cilt" belirtileri ile ortaya çıkabilir.</p>

<p>Vücut ısısını düşüren yöntemler</p>

<p>Özellikle yaz aylarında vücudun aşırı ısınmasını engellemek çoğu zaman mümkün olmamaktadır. Ancak, vücut ısısını düşürecek yöntemler etkili olabilir. Doğrudan güneş ışınlarından uzak durun ve kapalı alanlarda ya da gölgede vakit geçirin. Günün en sıcak saatlerinde dışarıda olmayın. Yüzünüzü ve vücudunuzu serinletmek için yanınızda spreyli şişeler bulundurun. Başınızın ve boynunuzun etrafına ıslak bezle uygulama yapın. Ayaklarınızı çok soğuk olmayan bir su ile günde 2-3 kere yıkayın ya da ayaklarınızı suda bekletin. Serinlemek için sık sık duş alın. Hafif ve bol kıyafetler giyin. Nem emici kumaşlar tercih edin. Kan dolaşımını desteklemek için düzenli olarak su için. Ekstra koruma için şapka ve güneş gözlüğü tercih edin. UPF korumalı giysiler giymek yararlı olacaktır.</p>]]></content:encoded>
                                                    <image>https://images.urfabaraj.com/media/2026/07/asiri-sicaklarda-hamilelerin-vucut-isisini-dusuren-9-oneri_6a51f4dd697e1.jpg</image>
                                <category>Sağlık</category>
                <author>ZÜBEYDE  YAVUZTÜRK</author>
                <link>https://www.urfabaraj.com/asiri-sicaklarda-hamilelerin-vucut-isisini-dusuren-9-oneri/69392</link>
                <pubDate>Sat, 11 Jul 2026 10:46:22 +0300</pubDate>
            </item>
                                <item>
                <title>Urfa&#039;nın yoğun bakımlarındaki sıkıntılar TBMM&#039;ye taşındı</title>
                                    <description>DEM Parti Şanlıurfa Milletvekili Dilan Kunt Ayan, Şanlıurfa&#039;da kamu hastanelerinde yaşandığını belirttiği yoğun bakım kapasitesi yetersizliği ve hasta sevkleriyle ilgili Sağlık Bakanı Prof. Dr. Kemal Memişoğlu&#039;nun yanıtlaması istemiyle Türkiye Büyük Millet Meclisi&#039;ne yazılı soru önergesi verdi.</description>
                                                     <content:encoded><![CDATA[<p>TBMM Başkanlığı'na sunulan önergede Ayan, kentte kamu hastanelerinin yoğun bakım servislerinde yaşanan kapasite yetersizliği nedeniyle vatandaşların ciddi mağduriyet yaşadığını ifade etti. Acil sağlık hizmetine ihtiyaç duyan birçok hastanın yoğun bakımda yer bulunamadığı gerekçesiyle çevre illerdeki hastanelere sevk edildiğini belirten Ayan, bu durumun hem hastalar hem de hasta yakınları açısından büyük sıkıntılara yol açtığını söyledi.</p>

<p>Şanlıurfa'nın Türkiye'nin en yüksek doğum oranına ve bölgenin en kalabalık nüfusuna sahip illerinden biri olduğuna dikkat çeken Ayan, doktor eksikliği, tıbbi ekipman yetersizliği ve mevcut sağlık kapasitesinin ihtiyacı karşılayamamasının uzun süredir devam eden önemli sorunlar arasında yer aldığını savundu.</p>

<p>Yaz aylarında etkisini artıran aşırı sıcakların acil sağlık vakalarını da artırdığını belirten Ayan, mevcut sağlık altyapısının artan hasta yükünü karşılamakta zorlandığını ifade ederek, Şanlıurfalıların acil çözüm beklediğini dile getirdi.</p>

<p><strong>Bakan Memişoğlu'na 4 soru yöneltildi ...</strong></p>

<p>DEM Partili Milletvekili Dilan Kunt Ayan, Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu'ndan şu sorulara yazılı yanıt verilmesini istedi:</p>

<p>-Şanlıurfa'da acil servisler ve yoğun bakım ünitelerinde yaşanan yoğunluk ile kapasite yetersizliği nedeniyle vatandaşların yaşadığı mağduriyet Bakanlığın bilgisi dahilinde midir?</p>

<p>-Şanlıurfa'daki kamu hastanelerinden her gün ortalama kaç hasta tedavi amacıyla başka illere sevk edilmektedir?</p>

<p>-Başka illere yapılan sevkler nedeniyle vatandaşların yaşadığı maddi ve manevi kayıpların tespitine yönelik Bakanlık tarafından herhangi bir çalışma yapılmış mıdır? Yapıldıysa sonuçları nelerdir?</p>

<p>-Şanlıurfa'da acil servisler ve yoğun bakım ünitelerindeki kapasite yetersizliğinin giderilmesi için Bakanlık ne zaman somut adım atacaktır?</p>

<p>Şanlıurfa'da sağlık hizmetlerine erişim konusunda yaşanan sorunların Meclis gündemine taşındığı önergenin, Sağlık Bakanlığı tarafından verilecek yanıtın ardından yeniden değerlendirilmesi bekleniyor.</p>]]></content:encoded>
                                                    <image>https://images.urfabaraj.com/media/2026/07/urfanin-yogun-bakim-sorunu-tbmmye-tasindi_6a51ed46d67d2_h.jpg</image>
                                <category>Sağlık</category>
                <author>Tuba  Başkan</author>
                <link>https://www.urfabaraj.com/urfanin-yogun-bakimlarindaki-sikintilar-tbmmye-tasindi/69391</link>
                <pubDate>Sat, 11 Jul 2026 10:06:59 +0300</pubDate>
            </item>
                                <item>
                <title>Güneş gözlüğü seçerken bu noktalara dikkat</title>
                                    <description>Yaz aylarının gelmesiyle birlikte güneş ışınlarına maruz kalma süresi artarken, göz sağlığı açısından alınması gereken önlemler de önem kazanıyor.</description>
                                                     <content:encoded><![CDATA[<p>Op. Dr. Mehmet Ebri, ultraviyole (UV) ışınlarının göz sağlığı üzerinde kısa ve uzun vadede ciddi etkiler oluşturabileceğine dikkat çekerek, "Özellikle yanlış güneş gözlüğü seçiminde ileriki dönemlerde sarı nokta gibi ciddi hastalıkların riski artabilir" dedi.</p>

<p>Güneş ışığı yaşam için vazgeçilmez olsa da kontrolsüz ve uzun süreli maruziyet gözlerde çeşitli sağlık sorunlarına yol açabiliyor. Yaz aylarında UV ışınlarının yoğunluğunun artmasıyla birlikte göz yüzeyinde tahriş, kuruluk, yanma ve kızarıklık gibi şikâyetler daha sık görülüyor. Özellikle öğle saatlerinde güneş altında uzun süre kalan kişilerde göz yorgunluğu ve ışığa karşı hassasiyet gelişebiliyor. Medicana Bahçelievler Hastanesi Göz Hastalıkları Bölümü’nden Op. Dr. Mehmet Ebri, "Ultraviyole ışınlarının etkileri yalnızca geçici rahatsızlıklarla sınırlı kalmıyor. Uzun yıllar boyunca yeterli koruma olmadan güneşe maruz kalmak, katarakt oluşumu riskini artırabiliyor. Bunun yanında sarı nokta hastalığı gibi görmeyi tehdit eden bazı göz hastalıklarının gelişiminde de UV ışınlarının rol oynadığı biliniyor. Bu nedenle güneşten korunma alışkanlığı yalnızca yaz tatillerinde değil, günlük yaşamın bir parçası haline getirilmeli" dedi.</p>

<p>"İşportadan gözlük almayın"</p>

<p>Op. Dr. Mehmet Ebri, güneş gözlüğü seçiminde estetik görünümden çok koruyuculuk özelliğinin dikkate alınması gerektiğini vurguluyor. Özellikle sokak tezgâhlarında veya güvenilir olmayan satış noktalarında satılan, UV filtre özelliği bulunmayan gözlüklerin göz sağlığı açısından risk oluşturabileceğine dikkat çeken Ebri, "Koyu renkli camlar tek başına koruma anlamına gelmez. UV filtresi olmayan koyu camlı gözlükler, göz bebeğinin büyümesine neden olarak zararlı ultraviyole ışınlarının gözün daha derin yapılarına ulaşmasına yol açabilir. Bu durum uzun vadede göz sağlığı açısından ciddi sorunlara neden olabilir" dedi.</p>

<p>Küçük camlı gözlükler yeterli korumayabilir</p>

<p>Güneş gözlüğü satın alırken ürünün yüzde 99-100 oranında UVA ve UVB koruması sağladığının belgelenmiş olmasına dikkat edilmesi gerektiğini belirten Op. Dr. Mehmet Ebri, "Özellikle çocuklar ve açık havada uzun süre vakit geçiren kişilerin bu konuda daha hassas davranmaları gerekir. Ayrıca gözlük camlarının büyük ve yüzü iyi kavrayan yapıda olması, gözlerin yalnızca önden değil yanlardan gelen ışınlara karşı da korunmasına yardımcı olur. Küçük çerçeveli gözlükler her ne kadar kozmetik açıdan şık dursa da kaçınmak gerekir. Bunun yanında araba kullanırken, deniz kenarında da güneş gözlüğü kullanımı önemlidir. Bu gibi durumlarda UV miktarı artar. Bu nedenle de güneş gözlükleri ihmal edilmemeli. Son yapılan çalışmalara göre kahverengi tonlarında camları olan güneş gözlüklerinin UV filtrelemede daha efektif olduğu da bilinmektedir. Koyu renk camlar tek başına koruma sağlamaz. Aksine, göz bebeğinin büyümesine neden olarak zararlı ışınların göze daha fazla ulaşmasına yol açabilir. Bu nedenle güvenilir ürünlerin tercih edilmesi büyük önem taşır" şeklinde konuştu.</p>

<p>"Yüzerken koruyucu gözlük kullanabilirsiniz"</p>

<p>Yaz aylarında deniz ve havuz kullanımında da göz sağlığı açısından dikkat edilmesi gereken bir konu olduğuna değinen Op. Dr. Mehmet Ebri, "Havuz suyunda kullanılan klor ve diğer dezenfektanlar göz yüzeyinde tahrişe neden olabilirken, hijyen şartlarının yeterli olmadığı ortamlarda enfeksiyon riski de artabiliyor. Yüzme sırasında koruyucu yüzücü gözlüklerinin kullanılması gözleri bu olumsuz etkilerden korumaya yardımcı oluyor. Deniz suyunun yüksek tuz oranı da hassas gözlerde yanma ve batma hissine yol açabildiğinden, yüzme sonrasında gözlerin temiz suyla durulanması fayda sağlayabiliyor. Ayrıca sıcak hava ve yoğun güneş, göz kuruluğu şikâyetlerini de artırabiliyor. Özellikle klima kullanılan ortamlarda uzun süre vakit geçirmek gözyaşı tabakasının daha hızlı buharlaşmasına neden olabiliyor. Bilgisayar ve telefon ekranlarına uzun süre bakılması da bu etkiyi artırıyor. Gün içinde yeterli miktarda su tüketmek, ekran kullanımına düzenli aralar vermek ve gerekli durumlarda hekim önerisiyle suni gözyaşı damlalarından yararlanmak göz konforunun korunmasına katkı sağlayabiliyor" diye görüş verdi.</p>

<p>Çocukların gözleri daha hassas</p>

<p>"Çocukların göz sağlığı ise yaz aylarında ayrı bir hassasiyet gerektiriyor" diyen Op. Dr. Mehmet Ebri, "Çocukların göz merceği yetişkinlere göre ultraviyole ışınlarını daha fazla geçirebildiği için güneşin zararlı etkilerine karşı daha savunmasız oldukları biliniyor. Bu nedenle açık havada geçirilen süre boyunca çocukların da UV korumalı güneş gözlüğü kullanmaları öneriliyor" ifadelerini kullandı.</p>]]></content:encoded>
                                                    <image>https://images.urfabaraj.com/media/2026/07/gunes-gozlugu-secerken-bu-noktalara-dikkat_6a51e87614029.jpg</image>
                                <category>Sağlık</category>
                <author>ZÜBEYDE  YAVUZTÜRK</author>
                <link>https://www.urfabaraj.com/gunes-gozlugu-secerken-bu-noktalara-dikkat/69389</link>
                <pubDate>Sat, 11 Jul 2026 09:53:44 +0300</pubDate>
            </item>
                                <item>
                <title>Diyabet hastalarına umut olacak çalışma</title>
                                    <description>Bursa Teknik Üniversitesi (BTÜ), diyabet hastalarının en önemli sağlık sorunlarından biri olan iyileşmeyen yaralar için yerli bir tedavi ürünü geliştirmeye hazırlanıyor.</description>
                                                     <content:encoded><![CDATA[<p>Türkiye Sağlık Enstitüleri Başkanlığı (TÜSEB) tarafından destek almaya hak kazanan projede, Bursa’dan elde edilen arı sütü ve ileri biyoteknoloji bir araya getirilerek, diyabet hastalarında görülen yaraların hızlı iyileşmesi sağlanacak.</p>

<p>Diyabet hastalarında sık görülen ayak yaraları, zamanında tedavi edilmediğinde enfeksiyona neden olabiliyor, hatta uzuv kaybına kadar varan ciddi sonuçlar doğurabiliyor. Bu soruna çözüm geliştirmek amacıyla BTÜ Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi Biyomühendislik Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Gökçe Taner’in yürütücülüğünde önemli bir proje hayata geçirildi. Türkiye Sağlık Enstitüleri Başkanlığı (TÜSEB) tarafından da desteklenen "Diyabetik Ayak Ülseri Tedavisine Yönelik Arı Sütü Kaynaklı Ekstraselüler Vezikül (RJEV)-Yüklü Fotokürlenebilir GelMA Hidrojellerin Geliştirilmesi" başlıklı projede, Bursa’dan elde edilen kaliteli arı sütleri kullanılacak.</p>

<p>Elde edilecek jel örtü yaralara uygulanacak</p>

<p>Araştırmacılar, arı sütünden elde edilen ve hücrelerin birbirleriyle iletişim kurmasını sağlayan doğal nano yapıları özel bir hidrojel içerisine yerleştirecek. Jel kıvamındaki bu yara örtüsü, yara üzerine uygulandığında kontrollü şekilde iyileştirici maddeler salgılayacak. Geliştirilecek yerli yara örtüsünün; yaraların daha hızlı iyileşmesini sağlaması, yeni damar oluşumunu desteklemesi, enfeksiyon riskini azaltması, hücre yenilenmesini hızlandırması hedefleniyor.</p>

<p>Yerli Sağlık Teknolojisine Katkı Sağlayacak</p>

<p>Türkiye’nin arı ürünleri bakımından zengin bir potansiyele sahip olduğuna dikkat çeken Proje Yürütücüsü Doç. Dr. Gökçe Taner, bu çalışmanın yalnızca diyabet hastalarının yaşam kalitesini artırmayı değil, aynı zamanda yüksek katma değerli yerli sağlık ürünlerinin geliştirilmesine ve sağlık alanında dışa bağımlılığın azaltılmasına da katkı sunacağını belirtti.</p>

<p>Proje Ekibi</p>

<p>Doç. Dr. Gökçe Taner’in yürütücülüğündeki projede araştırmacı olarak; Bursa Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıbbi İmmünoloji Bölümü’nden: Prof. Dr. Haluk Barbaros Oral, Doç. Dr. Diğdem Yöğen Ermiş, Dr. Öğretim Üyesi Salih Haldun Bal, Bursa Uludağ Üniversitesi Veteriner Fakültesi Histoloji ve Embriyoloji Bölümü’nden Doç. Dr. Sabire Güler yer alıyor. Projede genç bilim insanları Dr. Halime Serinçay doktora sonrası bursiyer ve Moleküler Biyolog Hilal Akar, Hilal Vardar ve İrem Özveri ise yardımcı personel olarak bulunuyor.</p>

<p>Rektör Çağlar: Bilimsel bilgi toplumsal faydaya dönüşüyor</p>

<p>BTÜ Rektörü Prof. Dr. Naci Çağlar, sağlık alanında geliştirilen yenilikçi projelerin toplumun yaşam kalitesini artırmada büyük önem taşıdığını belirterek, " Üniversitemizde yürütülen bu proje, bilimsel bilginin toplumsal faydaya dönüşmesinin güzel bir örneği. TÜSEB tarafından desteklenmeye hak kazanan bu çalışma, hem yerli sağlık teknolojilerinin geliştirilmesine hem de ülkemizin biyoteknoloji alanındaki araştırma kapasitesinin güçlenmesine önemli katkılar sağlayacak. Dolayısıyla proje ekibini tebrik ediyor, çalışmalarında başarılar diliyorum" dedi.</p>

<p> </p>

<p><img alt="BTÜ’den diyabet hastalarına umut olacak çalışma
" src="https://cdn.iha.com.tr/Contents/images/2026/07/07/20260707aw741357-6.jpg" /></p>]]></content:encoded>
                                                    <image>https://images.urfabaraj.com/media/2026/07/diyabet-hastalarina-umut-olacak-calisma_6a51e4b097a6c.jpg</image>
                                <category>Sağlık</category>
                <author>ZÜBEYDE  YAVUZTÜRK</author>
                <link>https://www.urfabaraj.com/diyabet-hastalarina-umut-olacak-calisma/69384</link>
                <pubDate>Sat, 11 Jul 2026 09:37:45 +0300</pubDate>
            </item>
            </channel>
</rss>
